
Keşfedilen her kaynak ve üretime geçirilen her maden ülkemizin kalkınmasına hizmet demektir. Çevre ve insan sağlığına duyarlı bir üretim anlayışı ile maden zenginliklerimizi ekonomiye kazandırmalıyız. Unutulmamalı ki biz zengin madenlerimizin fakir bekçileri olmamalıyız.
Bu vesile ile 4 Aralık Dünya Madenciler gününü kutluyor ve bu uğurda hayatlarını kaybeden tüm emekçileri minnet ve şükranla anıyoruz.

Uzun zamandır çalışmaları yapılan ve yargı çalışanları tarafından merakla beklenen “Yargı Reformu Stratejisi’nin” Sn. Cumhurbaşkanınca 30.05.2019 tarihinde açıklanması ile başta zabit katibi olmak üzere bütün çalışanlarda hayal kırıklığı yaratmıştır. Söz konusu Strateji kapsamında; mahkeme yazı işleri müdürlüklerinin güçlendirilerek, yazı işleri müdürlüğünün kariyer meslek olarak yeniden yapılandırılacağı, yazı işleri müdürlüğünün görevde yükselme usulüyle gelinen değil, hukuk eğitimi almış olanların en başta sınavla girebilecekleri bir kariyer mesleği haline dönüştürüleceği Sn. Cumhurbaşkanınca ifade edilmiştir.
Hak ve özgürlükle¬rin korunup geliştirilmesi, etkin ve hızlı işleyen bir adalet sisteminin oluşturulması için adalet sistemimizde her dönem kısmı ya da kapsamlı reform arayışları yapılmıştır. Kaydedilen bazı olumlu gelişmelere rağmen siste¬min rasyonel çalışmasına odaklı reform ihtiya¬cı güncelliğini korumaktadır. Reform belgeleri ancak alanı doğrudan ya da dolaylı şekilde etkileyen farklı etkenlerin analizi suretiyle hazırlanırsa başarılı olabilir. Bu Yargı Reformu Stratejisi bü¬tüncül bir bakış açısıyla hazırlanmamış olup yargı sistemini hakim ve savcıdan ibaret sayan bir anlayışla onlar tarafından hazırlanmıştır.
Adalet Bakanlığı personelinin büyük bir bölümünü oluşturan ve bakanlığın merkez ve taşra teşkilatları olan Adliyelerde, bölge idari ve iş mahkemesinde, seçim kurulunda ya da müdürlüğünde, icra dairesinde istihdam edilerek dosyalama, kalem işleri, yazışma gibi görevleri yapmak üzere görevlendirilen, yargı personeli olan zabıt katipleri kurumun bel kemiği durumundadır. Her ne kadar Zabit katipliği mesleğine giriş için Adalet Meslek Yüksek Okulu, lisans mezunu olmak öngörülmüş olsa da içerisinde lise mezunu yok denecek kadar azdır. Büyük çoğunluğu İşletme, İktisat, Kamu Yönetimi mezunudur. İçerisinde Temel Hukuk derslerini de barındıran bu bölüm mezunları İdari Yargıda hakim bile olabiliyorken adliyelerde yazı işleri müdürü olamayacak. Yapılmak istenen düzenleme kendi içerisinde çelişkileri barındırmaktadır. Zabit Katibi, Adli sistemin hakim ve savcı gibi aslı unsurudur. Öyle ki Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre bir tutanakta hâkimin yada savcının yanında Zabıt kâtibinin imzasının bulunmaması o tutanağı yada bir mahkeme hükmünde Zabit Katibinin imzasının bulunmaması o hükmü geçersiz kılar.
Yargının yükünü omuzlayan Zabit Katiplerinin görevde yükseleceği tek unvan olan yazı işleri müdürlüğüne, işin mutfağında bizzat görev yapan, yılların bilgi birikimine ve deneyimine sahip Zabit Katiplerinin değil hukuk mezunlarının alınması Reform değil, yargı sistemini tamamen deneyimsiz kişiler tarafından çökertilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum 657 sayılı DMK’nun 3. Maddesinde belirtilen kariyer ve liyakat ilkelerine de aykırıdır. İşin mutfağında görev alıp deneyim kazanmayan bir kimsenin o işte başarılı ve verimli olması mümkün değildir. “İş bilenin kılıç kuşananındır.” Sözü de tam da bu durumu özetlemektedir. Kalem işini bilmeyenden yazı işleri müdürü olmaz.
Bugün maalesef adli sistemimizde yargıyı; hâkim ve savcılardan ibaret gören kısır bir anlayış bulunmaktadır. Adalet Bakanlığının merkezi yönetim kadroları olan Personel Genel Müdürlüğüne, Bilgi İşlem Genel Müdürlüğüne, Strateji Geliştirme Başkanlığına, Daire Başkanlıklarına Kurum içerisinde üniversitelerin İktisat, işletme, yönetim vs. bölümü nitelikli çok sayıda mezunları varken hep hakim ve savcıların atanması doğru bir yaklaşım değildir. Hakim ve savcıdan iyi yönetici olur diye bir kural da dünyada bulunmamaktadır. Bir bina alttan başlanarak inşa edilir, boyaması ise yukarıdan aşağıya doğru yapılır. Reform yeniden inşa etmek değil var olanı iyileştirmek olduğuna göre eğer bakanlık gerçekten bir yargı reformu yapmak istiyorsa balık baştan kokar misali yukarıdan aşağıya doğru yapmalıdır. İşin kolayına kaçıp başarısızlığın faturasını Zabit Katiplerine çıkarmamalıdır.
Bu açıklamalar çerçevesinde Zabit Katiplerinin Yazı İşleri Müdürü olmalarını engelleyici düzenlemelerden vazgeçilerek, kurum personelinin merkezi yönetim kadrolarında genel müdür, daire başkanı gibi öncelikli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.
Büro İş Sendikası
Merkez Yönetim Kurulu

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığına ve bağlı vergi vergi dairelerinde personel yemek ücretlerine bir yılda yapılan % 50 zamları Ankara Ulus Meydanı Atatürk Heykeli önünde Mobilya kemirerek ve mobilya talaşı yiyerek protesto ettik.
Basın açıklamamıza ilişkin haber videolarını sendikamızın Youtube Kanalında izleyebilirsiniz. Kanalımıza abone olmayı unutmayınız.
https://www.youtube.com/channel/UCKb9WNElJ_tWLc3eW9U7sHQ
Basın Açıklamamızın metni:
BÜRO-İŞ SENDİKASI
BASIN BİLDİRİSİ
10.01.2020-ANKARA
Değerli Basın Mensupları;
Sözlerimize başlamadan önce bugün 10. Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla soran, sorgulayan, haktan, hukuktan, adaletten yana, aklını ve kalemini kiraya vermeyen bütün onurlu Basın Emekçisi Gazetecilerin gününü kutladığımızı belirtmek isteriz.
Kıymetli Basın Mensupları;
Bugün özelde Ankara Vergi Dairesi Başkanlığınca personel yemek ücretlerine yapılan zamları protesto etmek, genelde ise güncel ekonomik gelişmelere bağlı olarak yaşanan toplumsal sorunları gündeme getirmek adına Birleşik Kamu-İş Konfederasyonuna bağlı sendikamız Büro-İş’in görüşlerini kamuoyu ile paylaşmak için toplanmış bulunmaktayız.
Saygı Değer Basın Mensupları;
Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı ve bağlı vergi dairelerinde çalışan memurların yemek ücretleri 1 Ocak 2019’da 5.00-TL iken, önce Nisan/2019’da 5.50-TL’ye, üç ay sonra Temmuz/2019’da ise 6,25-TL’ye en son olarak da Ocak/2020’de 7.50-TL’ye yükseltilmiştir. Bir başka anlatımla bir yıl içerisinde yemek ücretlerine net % 50 zam yapılmıştır.
Bu zaman diliminde memurların aldıkları maaş zammı ise; enflasyon farkı ve toplu sözleşme zammı ile birlikte Ocak/2019’da % 10,73, Temmuz 2019’da % 6,01, Ocak/2020 de % 5.5’dur. Ocak/2019’dan Ocak/2020’ye Toplamda kümülatif olarak zam oranı % 23,85’dir. 200 gr ekmek son bir yılda % 50 zamlanmıştır. Sonuç itibariyle memur bir yılda % 50 fakirleşmiştir. İşte memurun gerçek enflasyonu budur. Biz memurlar cebimize giren maaşa ve cebimizden çıkan paraya bakarız.
Kıymetli Basın Mensupları;
10 yıldan fazladır Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı, sanki Türkiye’de başka yemek şirketi yokmuş gibi hep aynı yemek firması ile anlaşmaktadır. Yemek şirketi Kızılay ve Ulus’da bulunan kendi lokantalarında 4 çeşit yemeği perakende olarak vatandaşa 14 liraya satarken, memura devlet katkısı ile beraber toptan 22,50-TL’ye yani % 60 daha pahalı satmaktadır. Şirketin lokantasına gidip yemek yemiş olsak, hem devlet, hem biz kazançlı çıkmış olacağız. Bu, memurdan alıp yandaşa verme, yandaşı zengin etme politikasıdır. 10 yıllık zaman zarfında nice Vergi Dairesi Başkanları ve Maliye Bakanları değişti ancak pahalı ve kalitesiz yemek hizmeti sunan bu şirket bir türlü değişmedi. Bu şirketin vazgeçilmezliği nedir.? Birileri mi koruyor sorularının cevabını da bekliyoruz.
Değerli Basın Mensupları;
3 milyon 571 bin kayıtlı Suriye'linin eğitim, sağlık, gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayan, yaklaşık bir o kadar da sınır ötemizdeki Suriyeliye katkı sunması ile övünülen AKP Hükümetinin yönettiği Türkiye’de 1 Ocak itibariyle 5 milyon kişinin Genel Sağlık Sigortası borcu bulunmaktadır. Çocuğuna pantolon alamadığı için intihar eden babadan, elektrik parasını ödeyemedikleri için siyanürle topluca ölümü seçen aileden, pazar parası olmadığını eşine söyleyemediği için intihar eden onurlu eşten, yemek kartında 1 tl si kalıp paramda yok, yaşamaya değer bir hayatım da, gidecek yerim de yok diyerek aç kalan, çaresizlikten boğulup intihar eden üniversite örgencisinin bulunduğu, Asgari ücretin 2.324-TL olarak açlık sınırının altında belirlendiği Türkiye’de; halkın temel gıda maddesi sanki mobilyaymış gibi, geçen hafta yayınlanan kararname ile mobilya ürünlerine ilişkin teslimlerde katma değer vergisi oranı %18’den %8’e indirilmiştir ve bu indirim Hazine ve Maliye Bakanınca halka müjde olarak verilmiştir. Sn. Bakan son zamanlarda “TÜRKİYE İÇİN DEĞİŞİM BAŞLIYOR” sloganını sıkça kullanmaktadır. Bu slogan ile, hükümet tarafından açlık ve yoksulluk sınırının altında bir ücrete çalışmaya mahkum edilen, ülkemizin çoğunluğunu oluşturan dar gelirli ve asgari ücretlilerin, mobilya kemirerek, ya da mobilya talaşı yiyerek beslenmesi gerektiğini mi kastediyor. Bizlerde merak ettik şimdi test edeceğiz.
Mobilyanın kdv’sini sıfırlasanız dahi maalesef yenmiyor. Biz yiyemedik, hükümet yetkililerini yemeye davet ediyoruz.
Milletin derdi bu kış gününde beslenmedir, ısınmadır, barınmadır. Hükümet olarak indirim yapacaksan doğalgazın, elektriğin Kdv’sine yap ta görelim.
Bizler Kamu çalışanları ve emeklileri olarak maaşlarımıza en az % 25 iyileştirme istediğimizi saygıyla kamuoyunun bilgisine sunarız.

Konu hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 124 üncü maddesinde yapılan tanıma göre; Kamu hizmet ve görevlerinin sağlıklı, düzenli ve zamanında gereği gibi yürütülmesini ve yerine getirilmesini sağlamak için kanun, tüzük, yönetmeliklerin kamu görevlilerine ve hizmetlilerine emrettiği ödevleri yurt içinde ya da yurt dışında yerine getirilmesini öngören anlayışa “disiplin”, Bu ödevleri yerine getirmeyenler ile uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmayanlara ve yasakladığı işleri yapanlara eyleminin niteliğine ve ağırlığına göre uygulanan idari yaptırımlara da “disiplin cezası”, denilmektedir.
Görev yaptığımız kurumda her an bir disiplin soruşturmasıyla karşı karşıya kalmayanımız yoktur diye düşünüyorum. Hakkında soruşturma başlatılan veya savunması istenen üyelerimizin sendika işyeri temsilcisine müracaat ederek durumunu anlatmaları gerekmektedir.
Büro-İş Sendikası Yönetim Kurulu olarak, sendikamız üyesi memurlarımızın almış oldukları, Uyarma, Kınama Aylıktan Kesme, Kademe İlerlemesinin Durdurulması ve Devlet Memurluğundan çıkarma gibi cezaların iptaline yönelik disiplin kurullarında başarılı sonuçlar almaktayız.
Bu güne kadar katıldığımız Disiplin Kurullarında, UYARMA, KINAMA ve AYLIKTAN kesme cezaların büyük bir bölümünü yaptığımız savunmalarla iptal edilmiştir.
Yüksek Disiplin Kuruluna, Devlet Memurluğundan çıkarılmak üzere sevk edilen üyelerimizin cezaları iptal edilmiştir.
Sendikamıza müracaat ederek Disiplin ve Disiplin konularında bilgi sahibi olmak isteyen üyelerimiz için genel olarak öğrenmek istedikleri bilgiler aşağıda sıralanmıştır.
Uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezaları disiplin amirleri tarafından; kademe ilerlemesinin durdurulması cezası, memurun bağlı olduğu kurumdaki disiplin kurulunun kararı alındıktan sonra, Yüksek Disiplin Kurulu tarafından verilir.
Devlet memurluğundan çıkarma cezası amirlerin bu yoldaki isteği üzerine, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu kararı ile verilir.
Disiplin kurulu ve yüksek disiplin kurulunun ayrı bir ceza tayinine yetkisi yoktur, cezayı kabul veya reddeder. Ret halinde atamaya yetkili amirler 15 gün içinde başka bir disiplin cezası vermekte serbesttirler.
Özel kanunların disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurullarla ilgili hükümleri saklıdır.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren;
- a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına,
- b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına,
Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.
Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.
Disiplin amirleri uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarını soruşturmanın tamamlandığı günden itibaren 15 gün içinde karar vermek zorundadırlar.
Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren hallerde soruşturma dosyası, kararını bildirmek üzere yetkili disiplin kuruluna 15 gün içinde tevdi edilir. Disiplin kurulu, dosyayı aldığı tarihten itibaren 30 gün içinde soruşturma evrakına göre kararını bildirir.
Memurluktan çıkarma cezası için disiplin amirleri tarafından yaptırılan soruşturmaya ait dosya, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kuruluna tevdiinden itibaren azami altı ay içinde bu kurulca, karara bağlanır.
Yüksek disiplin kurulları kendilerine intikal eden dosyaların incelenmesinde, gerekli gördükleri takdirde, ilgilinin özlük dosyasını ve her nevi evrakı incelemeye, ilgili kurumlardan bilgi almaya, yeminli tanık ve bilirkişi dinlemeye veya niyabeten dinletmeye, mahallen keşif yapmaya veya yaptırmaya yetkilidirler.
Hakkında memurluktan çıkarma cezası istenen memur, soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, disiplin kurulunda sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma yapma hakkına sahiptir.
Devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilemez.
Soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun 7 günden az olmamak üzere verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmayan memur, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.
Aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını geciktiremez.
Memurun ceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz.
CEZALARIN UYGULANMASI
Disiplin cezaları verildiği tarihten itibaren hüküm ifade eder ve derhal uygulanır.
Aylıktan kesme cezası, cezanın veriliş tarihini takip eden aybaşında uygulanır.
Verilen disiplin cezaları üst disiplin amirine, Devlet memurluğundan çıkarma cezası ayrıca Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.
Aylıktan kesme cezası ile tecziye edilenler 5 yıl, kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile tecziye edilenler 10 yıl boyunca daire başkanı kadrolarına, daire başkanı kadrosunun dengi ve daha üstü kadrolara, bölge ve il teşkilatlarının en üst yönetici kadrolarına, düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlık ve üyeliklerine, vali ve büyükelçi kadrolarına atanamazlar.
DİSİPLİN CEZALARININ BİR SÜRE SONRA SİCİLDEN SİLİNMESİ:
Disiplin cezaları memurun özlük dosyasına işlenir. Devlet memurluğundan çıkarma cezasından başka bir disiplin cezasına çarptırılmış olan memur uyarma ve kınama cezalarının uygulanmasından 5 sene, diğer cezaların uygulanmasından 10 sene sonra atamaya yetkili amire başvurarak, verilmiş olan cezalarının özlük dosyasından silinmesini isteyebilir.
Memurun, yukarıda yazılan süreler içerisindeki davranışları, bu isteğini haklı kılacak nitelikte görülürse, isteğinin yerine getirilmesine karar verilerek bu karar özlük dosyasına işlenir.
Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının özlük dosyasından çıkarılmasında disiplin kurulunun mütalaası alındıktan sonra yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.
İTİRAZ:
Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz edilebilir.
İtirazda süre, kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren yedi gündür. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir.
İtiraz mercileri, itiraz dilekçesi ile karar ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren otuz gün içinde kararlarını vermek zorundadır.
İtirazın kabulü hâlinde, disiplin amirleri kararı gözden geçirerek verilen cezayı hafifletebilir veya tamamen kaldırabilirler.
Disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.
İlhan TAN
Genel Sekreter

Jandarma Genel Komutanlığında görev yapan üyemize verilen disiplin cezasının dava konusu yapmış olduğumuz İdare Mahkemesince onanması üzerine bir üst mahkeme İstinaf ’da açmış olduğumuz dava verilen ceza kaldırılmıştır.
Hiçbir idareci, amir; egosu uğruna hukuksuzca mahiyeti altındaki memura keyfi olarak ceza veremez, haksızlık yapamaz. Yaptırmayız.

Şeffaf ve hesap verilebilir yönetim anlayışı gereği denetimden geçmiş 2025 yılı mali tablolarımız.
Üyelerimizin ve kamuoyunun bilgisine sunarız.

Hükümet tarafından uygulanan yanlış politikalar sonucu Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde bulunan eğitim kurumlarında meydana gelen ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan silahlı şiddet olaylarını protesto etmek, demokratik tepkimizi ortaya koymak, eğitim emekçilerine ve çocuklarımıza sahip çıkmak adına 16-17 Nisan 2026 tarihlerinde iki gün iş bırakıyoruz.

Sendikamız Manisa Şubesince Akhisar Vergi Dairesi önünde 2023 yılında çürük raporu bulunan ve fay hattında olan Akhisar, Salihli, Turgutlu vergi dairelerinin tahliye edilmesi için basın açıklaması yapıldı.
Basın açıklamasına Genel Merkez yöneticilerimiz, İzmir Şube yöneticilerimiz, konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş’e bağlı sendikalar ile STK’ların yönetici ve üyeleri katılarak destek verdi.
Manisa Şube Başkanımızın okuduğu basın açıklamasının tam metni:
Değerli emekçiler, Değerli halkımız;
Bugün Vergi Haftası’nı karşılıyoruz. Vergi Haftası emeğiyle kazananın alın teriyle üretenin bu ülkenin yükünü omuzlayan milyonların haftasıdır. Vergi; adalet varsa anlamlıdır, Vergi; kamu yararına kullanılıyorsa kutsaldır. Vergi; halkın can güvenliğini, yaşam hakkını koruyorsa meşrudur.
Ancak soruyoruz: Vergi emekçileri topladıkları vergilerle güvende mi vergi gelirleri, Kamu emekçisinin canını koruyan binalara mı harcanıyor Yoksa rant projelerine, yandaşlara, garanti ödemelere mi aktarılıyor Vergi Haftası’nı kutlarken bir gerçeğin altını özellikle çiziyoruz: Vergi toplayan emekçiler, depreme dayanıksız binalarda çalışmaya zorlanıyorsa ortada adalet yoktur Vergi Haftası’nı, vergi emekçilerinin hayatını hiçe sayan bu anlayışı teşhir ederek karşılıyoruz! Ve tam da bu yüzden bugün buradayız
Değerli emekçiler;
Değerli Akhisarlılar! Değerli Salihlililer! Değerli Turgutlular! Ve bu ülkenin onurlu yurttaşları! Bugün burada sıradan bir bina için değil, Bugün burada bir rapor parçası için değil, Bugün burada insan hayatını yok sayan bir zihniyete karşı bir araya geldik,
Bugün buradan haykırıyoruz: Depreme dayanıksız binada kamu emekçisi çalıştırılamaz! Bu ülkenin emekçileri,
Bu ülkenin öğretmeni, memuru, vergi emekçisi ölümü bekleyerek çalışmak zorunda değildir Buradan soruyoruz: Depreme dayanıksız olduğu resmi raporlarla sabit olan binalarda kamu emekçisini çalıştırmak vicdan mıdır Bu bir devlet aklı mıdır Bu bir kamu yönetimi midir Hayır! Bu apaçık bir ihmaldir! Bu apaçık bir sorumsuzluktur! Bu apaçık bir rant düzenidir Akhisar’da Vergi Dairesi binasının depreme dayanıksız olduğu biliniyor! Raporu var! Belgesi var! Uyarısı var! Ama ne var biliyor musunuz? İrade yok! Sorumluluk yok İnsan hayatına değer yok! Akhisar 181 bin nüfuslu bir kenttir! Akhisar aktif fay hatlarının üzerindedir! 22 Ocak 2020’de bu kent depremi yaşamıştır! O gün bu kent sallandı O gün insanlar sokaklara döküldü! O gün korku bu kentin hafızasına kazındı
Ama ne oldu, Hiçbir şey, Çünkü bu iktidar için deprem, ancak enkaz olduktan sonra hatırlanıyor! Canlar gittikten sonra konuşuluyor! Gözyaşları aktıktan sonra nutuklar atılıyor! Ama biz diyoruz ki: Artık yeter ve buradan açıkça söylüyoruz:
Bu ihmalin, Bu tehdidin, Bu beceriksizliğinin tek sorumlusu adalet yoksunu AKP iktidarıdır. Depreme Dayanıksız Binada Kamu Emekçisi Çalıştırılamaz bu düzen rant düzenidir bu düzen Adalet Yoksunu AKP Düzenidir,
Ne diyoruz AKP İSTİFA! AKP İSTİFA! diyoruz,
Değerli dostlar,
Mesele sadece Akhisar değildir Aynı tehlike Salihli için de geçerlidir, Salihli 165 bin nüfuslu bir kenttir Salihli de deprem riski altındadır Salihli’de de kamu emekçileri çürük olduğu tartışmalı binalarda çalıştırılmaktadır ve buradan özellikle altını çiziyoruz;
Turgutlu’da da durum farklı değildir, Turgutlu Vergi Dairesi’nde çalışan kamu emekçileri de güvenli olmayan deprem riski taşıyan binalarda görev yapmaya zorlanmaktadır.
Bu ne demektir biliyor musunuz bu bir tesadüf değildir, Bu bir hata değildir, bu, AKP’nin kamuya bakışıdır, Bu, AKP’nin emekçiye verdiği değerdir, bu, AKP’nin insan hayatını nereye koyduğunun belgesidir.
Bugün kamu emekçileri her sabah evinden çıkarken çocuğuna bakıp “akşam dönebilecek miyim?” diye düşünüyorsa, orada devlet yoktur, orada vicdan yoktur, Orada adalet yoktur,
Ama ne vardır Rant vardır, İhale vardır, yandaşçılık vardır, vergi daireleri ne için vardır halktan vergi toplamak için peki o vergiler nereye gidiyor depreme dayanıklı kamu binalarına mı Kamu emekçisinin can güvenliğine mi,
Hayır o vergiler; beşli çetelere gidiyor, garanti ödemelere gidiyor, yandaş müteahhitlere gidiyor, işte bu yüzden diyoruz ki; Vergiyi halk ödüyor ölüm riskini emekçi alıyor kazanan rant düzeni oluyor bu düzen adil değildir bu düzen ahlaksızdır bu düzen çürümüştür ve bu düzen değişecektir buradan ilan ediyoruz,
Akhisar’da, Salihli’de, Turgutlu’da olası bir depremde yaşanacak her yaralanmanın her can kaybının her yıkımın tek siyasi sorumlusu şuan görev yapan Maliye Bakanı’dır, AKP hükümetidir. Bu sorumluluktan kaçamazsınız bu hesabı vermeden bu vebalin altın da kalacaksınız halkın arasına giremeyeceksiniz.
Taleplerimiz nettir Akhisar Vergi Dairesi derhal tahliye edilmelidir, Salihli Vergi Dairesi derhal boşaltılmalıdır, Turgutlu Vergi Dairesi derhal güvenli binalara taşınmalıdır, Kamu emekçileri güvenli yapılarda çalışmalıdır, Depreme dayanıklı kamu binaları acilen yapılmalıdır Halktan toplanan vergilerin hesabı tek tek sorulacaktır ve buradan bir kez daha haykırıyoruz;
Deprem kader değildir, Ölüm kader değildir, İhmal kader değildir, Kader olan tek şey vardır: Bu halkın örgütlü mücadelesidir biz buradayız Ayaktayız yan yanayız susmayacağız boyun eğmeyeceğiz bu rant düzenine teslim olmayacağız.
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın kamu emekçilerinin onurlu direnişi!
Yaşasın halkın adalet mücadelesi!
Yaşasın Büro-İş!
Yaşasın Birleşik Kamu-İş!

Büro-İş Sendikası olarak; Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanlarının uzmanlık sınavı ve önceden ödenip kesilen ikramiye ve havuz paralarının yeniden ödenmesi başta olmak üzere özlük haklarını iyileştirecek şekilde hazırlamış olduğumuz kanun teklifi taslağını TBMM Plan Bütçe Komisyonu Üyesi CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay'a teslim ettik.
Norm ve standart birliğinin sağlanması amacıyla SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’un tek çatı altında toplanmasıyla kurulan Sosyal Güvenlik Kurumu, birçok alanda bu standardı yakalamış olsa da personelin özlük haklarında maalesef iyileşme olmadığı, 86 milyon nüfusun tamamına hizmet veren, mevzuatı çok geniş olması nedeniyle uzmanlık gerektirmesi ne rağmen Sosyal Güvenlik Kurumunda görev yapan memurlar yılladır unutularak kaderine terk edilmiştir.
Nüfusumuzun tamamına hizmet eden Sosyal Güvenlik Kurumu, yoğun bir iş yüküne sahip olup iş ve işlemlerini 27.145 memur, 5.608 işçi olmak üzere toplam 32.753 personel ile taşra ve merkez teşkilatı olarak sürdürmektedir. SGK’nın yürütmüş olduğu iş ve işlemlerin ağırlığı bilgi birikimi ve uzmanlık gerektirmektedir.
Büro-İş Sendikası olarak kanun teklifinin bir an önce yasalaşması için TBMM’de grupları bulunan bütün siyasi partilere de destek vermesi çağrısında bulunuyoruz.

Yandaş sendikacılıkta çığır açtığı gibi Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığını da gizleyemeyen YANDAŞ MEMUR-SEN Genel Başkanı Ali Yalçın’ın “Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor” sözlerini ibretle takip ediyor ve lanetle kınıyoruz.
Bu söylemler milletçe yırtıp çöpe attığımız emperyalist ve bölücü Sevr’in devamı olup günümüzde uygulanmaya konulmak istenen ulus devleti yıkmaya yönelik Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) söylemleridir. Sahibine yakışmıştır. Hangi taraftan olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Türkiye Cumhuriyeti; Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde ve onun silah arkadaşlarının emperyalizme karşı verdikleri destansı mücadele sonucu eşit yurttaşlık temelinde kurulan laik, demokratik, tam bağımsız bir devlettir. Bu gerçeği son derece önemsiz ve değersiz yaşamı boyunca artık kafasına kazımalıdır.
Gerçek sendikacılık ancak; laik, demokratik bir Cumhuriyet yönetiminde yapılabilir.
YANDAŞ MEMUR-SEN’in Genel Başkanlığını yapan Ali Yalçın; bir yandan sendikadan yüksek maaş alıp zenginleşerek saltanat sürmeye devam ederken bir yandan da kişisel ikbal hevesleri içinde siyasi iktidarların arka bahçesi olup Toplu Sözleşme masalarında tiyatro oynayarak buçuklara imza atarken yada hakeme üye göndererek sefalet zamlarını onaylatırken, başta sendika üyeleri olmak üzere bütün memurları yoksulluğa, emeklisini açlığa mahkum ederek hem Cumhuriyetin nimetlerinden yararlanmaya hem de Cumhuriyet düşmanlığı yapmaya devam etmektedir.
Üyesi, kamu emekçisinin cebinden bir bavul dolusu paranın alınmasına ses çıkaramayıp kendisine bir bavul dolusu maaş alan ve üyesine boş bavul dağıtan Bavulcu ve Buçukcu Ali’yi tanıyoruz ve bir kez daha uyarıyoruz. Bu zat sadece kendi kişisel ikbali ve çıkarı için her güce yamanmaya çalışan, zerre kadar etik değer taşımayan, Fethullah Gülen'e dahi acil şifalar dileyen, kendi kendisinin karikatürü olabilmiş kifayetsiz muhteris bir zattır. Acınası halinden dahi bihaber şekilde ortalıkta dolaşan, dilinden irin akan basit bir siyasi magazin figürüdür.
Türkiye Cumhuriyeti “sahipsiz” değildir. Bu ülke ihanetin de nankörlüğün de en büyüklerini, en korkunçlarını yaşamıştır ve bu nankörlüğün ve ihanetin hesabı elbet sorulacaktır. Bugün hesap soran olmaması haksızlığını da, nankörlüğünü de, ihanetini de gölgeleyemez. Dünya tarihi bunun örnekleri ile doludur.
Kamu çalışanlarına sesleniyoruz. Bu Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı yapan sözde sendikaya üye olmayın. Hakkınıza, hukukunuza, emeğinize, alın terinize sahip çıkın. Siz kendi hakkınıza, hukukunuza, emeğinize, alın terinize sahip çıkın ki bu neviden kendi kişisel ikballeri uğruna hiçbir değer, hiçbir ahlaki, vicdani ve insani sorumluluk taşımayanlar ait oldukları karanlıkta, kendi kötülükleri içinde yitip gitsin! Bir dahaki Toplu Sözleşme masalarında satılmamak için elinden yetkiyi almak için istifa ederek Birleşik Kamu-İş Konfederasyonuna bağlı sendikalara üye olmaya güç vermeye davet ediyoruz.
Büro-İş Sendikası olarak; Atatürk ilke ve devrimleri ışığında, laik, demokratik Cumhuriyet’in kurucu değerlerine sahip çıkmaya, ülkemizin birlik ve bütünlüğünü savunmaya, emekçilerin sosyal ve ekonomik haklarını iyileştirmek için kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Büro-İş Sendikası Merkez Yönetim Kurulu

Adana Şube 1. Olağan Genel Kurulunun 27.03.2025 tarihinde saat 10:00’da Huzurevleri Mah. Alparslan Türkeş Blv. 78155 Sok. Işık Yapıcı Apt. Kat:1 No:1 Çukurova/ADANA adresinde bulunan Eğitim-İş Adana Şube toplantı salonunun da aşağıda belirtilen gündem ile yapılmasına, ilk toplantıda çoğunluk sağlanamadığı takdirde ikinci toplantının 28.03.2025 tarihinde aynı gündemle, aynı yer ve saatte yapılmasına karar verilmiştir.
Üye ve Delegelerimizin bilgisine ilan olunur.
GÜNDEM:
1- Yoklama
2-İstiklal Marşı ve Saygı Durusu,
3- Açılış ve Divanın belirlenmesi,
4-Şube Başkanı ve konukların konuşması,
5-Yönetim kurulu çalışma raporlarının okunması, onaylanması
6-Tahmini bütçenin okunması,
7-Dilek ve temenniler,
8-Seçimler,
Seçimlerin İlçe Seçim Kurulu gözetiminde yapılmasına
Bu kararın şube ilan panosunda ve uygun iletişim araçlarıyla duyurulmasına karar verilmiştir.
BÜRO-İŞ SENDİKASI ADANA ŞUBE YÖNETİM KURULU

Üyesi bulunduğumuz Türkiye’nin 3. büyük memur sendikaları konfederasyonu Birleşik Kamu-İş öncülüğünde bağlı sendikalar ile birlikte TÜİK’in uydurulmuş enflasyon oranlarını hem protesto ettik hem de Cumhuriyet’in nimetlerinden yararlanıp Cumhuriyet düşmanlığı yapan yandaş konfederasyon Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın’a haddini bildirdik.
Açıklanan enflasyon rakamlarına ilişkin basın açıklamamızı Konfederasyon Genel Başkanımız Orhan Yıldırım yaptı. Açıklaması şu şekilde:
Konfederasyon Genel Başkanımız Orhan Yıldırım'ın yaptığı basın açıklaması şu şekilde:
Yanlış ekonomi politikalarında ısrar ve kötü yönetim sonucu içine düştüğümüz ekonomik kriz aydan aya derinleşirken, TÜİK’in gerçekleri makyajlamaya yönelik beyhude çabası sürüyor. Verdiği yanlış rakamlarla emekçinin ücretinin erimesine yol açan, kamu emekçisi ve emeklisinin zammını düşürmek için adeta gayret sarf eden; ama ne hikmetse “hakkımızı çalıyor” dediğimiz için bizi dava eden TÜİK, “yalancı ve hırsız” imalarıyla barışmasını gerektirecek şekilde bir enflasyon raporu daha yayımladı.
Halkımızın büyük çoğunluğunun ay sonunu zor getirdiği ülkemizde, TÜİK’e göre aylık enflasyon Ocak ayında 4,84 Şubat ayında 2,96 ve Mart ayında ise sadece 1,94oranında gerçekleşmiş. Yani enflasyon oranını neye göre belirlediği kendisinden başka kimseye malum olmayan, mahkeme kararlarına rağmen enflasyon sepetini açıklamayan TÜİK, adeta şunu diyor:
“Sizin çarşıda pazarda yaşadığınız değil, benim yazdığım gerçek!”
Oysa biz gerçeği biliyoruz; yalancıyı bildiğimiz gibi! Gerçeği haykıralım: Konfederasyonumuzun AR-GE birimi KAMU-AR’ın araştırmalarına göre Mart ayında; Açlık sınırı 1.856 lira daha artarak 36 bin lira sınırına yaklaşırken; yoksulluk sınırı da gıdayla birlikte diğer harcama gruplarında yaşanan yüksek fiyat artışlarının etkisiyle 107 bin liraya ulaştı. Açlık sınırı son bir yıllık dönemde 10 bin 94 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcamalar 18 bin 502 lira ve yoksulluk sınırı ise 28 bin 596 lira artmış oldu.
KAMU-AR’ın raporuna göre genel enflasyon bir yana dursun, gıda fiyatları bile bir önceki aya göre yüzde 8 arttı. Mart 2026 itibarıyla gıda fiyatları son bir yılda yüzde 57 oranında yükseldi. Üstelik TÜİK nasıl bir pembe tablo çizerse çizsin, gıda enflasyonundaki verilerin kısa zamanda daha da kötüleşmesi kaçınılmazdır. Bölgedeki savaş durumu ve ülkemize özgü nedenler yüzünden enerji ve gıda fiyatlarında bir "enflasyon tsunamisi"yaşanması an meselesidir.
Kaçınılmaz gıda harcamalarındaki artış, ücretlerdeki genel artışı şimdiden geçti. Ekmek, un, bulgur ve makarna fiyatları bu yılın Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 31,8; et ve balık fiyatları yüzde 63,3; süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 35,3 oranında artış kaydetti. Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 34,2; meyve fiyatları yüzde 118,8; sebze fiyatları ise yüzde 99,7 oranında arttı. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 40,9, diğer gıda fiyatları ise yüzde 28,9 oranında artış gösterdi.
Yani halk arasında “kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırır” denen Mart ayında, halk yakacak kazma küreği bile bulamayacak kadar hızla yoksullaştı. Daha önce söylemiştik, yine altını çiziyoruz: TÜİK’in açıkladığı rakamlar ile hane halkının yaşadığı gerçekler arasındaki uçurum her ay biraz daha açılıyor.
Titanic batarken müzisyenlerin çalmaya devam etmesi gibi, açıklanan bu gerçek dışı rakamlar da ekonomideki batışı durdurmaya yetmiyor.
Biz hakikatten, halkın geçim kavgasından, emekten ve hak edişten yanayız.
Birleşik Kamu-İş olarak yalanlarla mücadele etmeye, halka gerçekleri anlatmaya ve "yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasına" engel olmaya devam edeceğiz.

Yandaş Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın’a tepki gösterdiğimiz basın açıklamasının kısmını Genel Başkanımız Alay Hamzaçebi yaptı. Açıklama şu şekilde.
Geçen Memur-Sen başkanı Ali Yalçın, “Yiğit düştüğü yerden kalkar, Anadolu 100 yıllık narkozdan uyanıyor demiş.”
Yiğitlik sana mı kaldı Ali Yalçın Yiğit kim sen kim. Gel diyince gelen, git diyince giden, koş diyince koşan, imza at diyince imza atan korkak, tırsağın birisin, bu bavulun rengi gibi sapsarı tescilli yandaşın önde gidenisin.
Başta üyen olmak üzere milyonlarca memur ve emeklisini Toplu Sözleşme masalarında satan, ihanet eden buçukcu Ali’sin.
Cumhuriyet sayesinde sendikacılık yapıp nimetlerinden faydalanıp Cumhuriyet düşmanlığı yapan, vatan hainlerine övgüler düzen, hain nankörün, örümcek ve narkoz kafalı birisin.
Ali Yalçın Cumhuriyet sahipsiz değildir. Aklını başına al.
Ali Yalçın bırak sosyal medya, klavye yiğitliğini; Yiğitlik mi yapmak istiyorsun.
Seni er meydanına bekliyoruz.
TÜİK’in talimatla açıkladığı uydurulmuş enflasyon oranları senin milyonlarca üyeni de yoksullaştırıyor açlığa mahkum ediyor. Üyelerini topla buraya gel. Neden ortalıkta yoksun.
Seni, Sermayeye, rantiyeciye, faizciye, yandaşa hizmet eden, liyakatsiz kadrolar ile başarısız ekonomi politikaları ile ülkeyi sefil hale getiren hükümetin politikalarının uygulama merkezi saraya yürümeye davet ediyoruz.
Tüyü bitmemiş yetimin hakkının yenmesine ses çıkarmıyorsun. Ancak bildiğimiz öğretmensin. Öğretmen maaşıyla büyüttüğün, tüyü, sakalı çıkmamış oğlunun bu kadar gayrimenkulü, serveti, çocuk sayılır yaşta nasıl edindiğini açıkla.
Sendikadan aylık milyon milyon, Altı yedi ayda bir ev alacak gelir elde ettiğini söylüyorlar. 6 7 memur emekli olsa ikramiyesi ile bir daire alamıyor. Belirleyeceğimiz bağımsız ve tarafsız denetçilere sendikanın hesaplarını denetlemeye aç. Aylık sendikadan milyonlar alıp almadığına bizleri ikna eyle.
Ali Yalçın Memurun cebinden bir bavul dolusu gelirin alınmasına ses çıkarmayıp boş bavul dağıtarak memuru kandırmaya çalışıyor. Dağıtmışken bavulun sarısını dağıt. Tescilli sarısın sana da bu yakışır.
Kamu çalışanlarına sesleniyoruz. Bu bavullara, promosyonlara kanmayın. Bunlar sizden yetkiyi alıp tekrar sizi masada satacaklar.
Sizleri Türkiye’nin 3. büyük memur sendikaları konfederasyonu Birleşik Kamu-İş’e bağlı sendikalara üye olmaya, üye yapmaya, güç vermeye davet ediyoruz.

Sendikamız BÜRO-İŞ; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 152. maddesinin ilk fıkrası uyarınca, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine 20.11.2017 tarihli 696 sayılı KHK’nun 17. maddesi ile eklenen “Özelleştirme uygulamaları sebebiyle iş akitleri kamu veya özel sektör işverenince feshedilen ve 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun kapsamında diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakil hakkı bulunmayan personel de bu fıkra kapsamında yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanıncaya kadar istihdam edilebilir. Bu kapsamda istihdam edileceklerin sayısı, öğrenim durumlarına göre çalışma şartları ve bunlara ödenecek ücretler ile diğer hususlar Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşleri üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.” fıkrasında yer alan “yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanıncaya kadar” ibaresi ile KHK’nun 18. maddesi ile 657 sayılı Kanuna eklenen Geçici 43. maddesinin 6. fıkrasında yer alan “4 üncü maddenin mülga (C) fıkrasının ikinci paragrafı kapsamında yer alanlardan sözleşmeli personel pozisyonlarına atananların istihdam süreleri hiçbir şekilde sosyal güvenlik kurumlarından yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazandıkları tarihi geçemez.” ibaresinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına açıkça aykırı olduğundan Anayasa’ya aykırılık iddiamızın incelenmesi için Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi ile 30 Mart 2018 tarih ve 30376 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar ile Sözleşmeli Personele Ek Ödeme Yapılmasına Dair Kararda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 2018/11587 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 2. maddesi ile eklenen; Ek 8. Maddesinin 6. fıkrasında yer alan “Bu kapsamda görev yapan personele, ikinci fıkra uyarınca belirlenen ücretler dışında herhangi bir ad altında ödeme yapılamaz ve hizmet sözleşmelerine bu yolda hüküm konulamaz.” ibaresinin; 8. fıkrasının; 10. fıkrasının; Ek 9. maddesinin 2-a fıkrasının; 15. fıkrasının, 3. maddesi ile eklenen Geçici 11. maddesinin 4. fıkrasının; bu Karara istinaden hazırlanan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Geçici 43. Maddesi Uyarınca Anılan Kanunun 4. maddesinin B fıkrası Kapsamında İstihdam Edilecek İdari Büro Görevlisi ve İdari Destek Görevlisi İçin Hizmet Sözleşmesinin 8. maddesinin 1-a fıkrası hariç olmak üzere bu düzenlemenin dayanağı 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 7. maddesinin 1-a bendinin ve dolayısı ile 8. maddesinin 1-b bendinin hukuka açıkça aykırı ve yasal dayanaktan yoksun olması ile birlikte kapsam dahilinde bulunan personelin özlük, hak ve yetkileri ile göreve başlama ve ayrılışlarına dair telafisi imkânsız zararlara neden olacağı açık olduğundan, öncelikle 2577 sayılı Kanunun 27/2 maddesi uyarınca öncelikle yürütmesinin durdurulmasına, yargılama sonucunda iptaline karar verilmesi istemine ilişkin olarak Danıştay Başkanlığı nezdinde dava açmıştır.

Bu Yıl kutlamaları Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu ve ona bağlı sendikalar olarak Samsunda gerçekleştirdik.
BUGÜN 19 MAYIS
Herşeyin başladığı yerdeyiz.
İlk günkü kadar inanmış,
İlk günkü kadar adanmışız.
Çünkü Büro-İş’liyiz,
Çünkü Mustafa Kemal ATATÜRK’ün askerleriyiz.

Nurettin YILDIZ isimli şahsın kadınları aşağılayan, halkı kadına şiddete teşvik eden, cinsel istismar ve tecavüze özendiren hurafe niteliğindeki açıklamalarına karşı BÜRO-İŞ SENDİKASI olarak suç duyurusunda bulunduk. BU ZİHNİYETE DUR DEMEK, KADINA KARŞI ŞİDDET VE CİNSEL SUÇLARA DUR DEMEK İÇİN AŞAĞIDA BULUNAN SUÇ DUYURUSU METNİMİZİ KULLANABİLİRSİNİZ.
ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA
ŞİKAYETTE BULUNAN : ………. (TCKN:………….)
ŞÜPHELİ : Nurettin YILDIZ
SUÇ TARİHİ : 21.02.2018, 04.03.2018
SUÇ : Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, suç işlemeye tahrik
AÇIKLAMALAR
21.02.2018 ve 04.03.2018 tarihlerinde Sosyal Doku Vakfı Başkanı şüpheli Nurettin YILDIZ tarafından suç unsuru içeren bir takım açıklamalarda bulunulmuştur. Şüpheli 04.03.2018 tarihli bilimden, akıldan ve insanlıktan uzak açıklamalarında;
“Kadınların Allah erkeklere dövün rahatlayın diye müsaade etmesinden dolayı sabaha kadar şükretmesi gerekiyor. Allah böyle diyor… İşkence yapmak için değil deşarj olmak için vurdurtuyor Allah. Eğer erkeğe burasına kadar geldikten sonra vurma dersen erkek başka yolla rahatlar.”
Şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Şüpheli bu minvalde açıklamaları ile halk arasında kadına şiddeti körüklemekle birlikte insanların kutsal saydığı değerleri de bu suça aracı etmektedir. Uzun yıllardır Türkiye’nin kanayan yarası olan kadına karşı şiddet, oransal olarak şüpheli ve benzer şahıslar sebebiyle tırmanmaya devam etmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün, Küresel Şiddet Raporu’nda Türkiye’nin, öldürme vakalarında 13. sırada yer aldığını tespit etmişken bu tarz söylemler ile şiddet oranı gün geçtikçe artmaktadır. Şüphelinin söylemleri halkı suç işlemeye teşvik ettiği gibi kadınları da aşağılayıcı nitelik taşımaktadır.
Şüpheli beyanlarında bahsi geçen suç yaralama suçudur. Türk Ceza Kanunumuz kadın erkek farketmeksizin yaralama suçunu tek tip olarak düzenlemiştir. Yani erkeğin kadını yaralaması ile kadının erkeği yaralaması arasında hiç bir fark gözetilmemektedir. Hal böyleyken şüphelinin kanunun aksine olacak şekilde insanları suç işlemeye teşvik etmesi cezai sorumluluk doğurmaktadır. Konu ile ilgili olarak TCK m.214:
“Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde olup şüpheli suç işlemeye tahrik hükümleri gereği cezalandırılmalıdır.
Yine şüphelinin 21.02.2018 tarihli açıklamaları;
“Yatağın şekli, yorgandan battaniyeye varıncaya kadar cinsel dürtüleri rahatsız eden bir yapıda olmamalıdır. Baharatlı yiyecekler, aşırı et tüketimi, cinsel şehveti uyarıcı gazlı, kahve gibi çay gibi içecekler, kakaolu içecekler, ketçap, mayonez… Bunlar şehvet uyandırıcı şeylerdir”
Şeklindedir. Mustafa Kemal ATATÜRK; Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken yaptığı devrimlerle bu tarz hurafe ve söylemlerin önüne geçmek istemiş aynı doğrultuda yenilikler yapmıştır. Şüphelinin açıklama ve söylemleri halk arasında batıl inançların yaygınlaşmasına sebep olduğu gibi ülkemizin sosyal ve kültürel açıdan gelişmesinin önüne geçmektedir.
Açıklananlar ışığında şüphelinin eylemlerinin, Türk Ceza Kanunu’nda sayılan halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama başlıklı 216. Maddesi’ne aykırılık teşkil ettiği açıktır.
“Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
“Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Şüpheli her açıklamasında cinsellikten bahsetmekte ve akla gelebilecek her nesnenin bir erkeği tahrik edebileceğinden dem vurmaktadır. Şüphelinin cinsellik odaklı beyanları, ülke genelinde bazı kesimlerce yanlış anlaşılmakta ve bu durum cinsel suç oranında da artışa sebep olmaktadır.
Cinsel istismar ve tecavüz vakalarında artış meydana gelmesi ülkemizde oldukça yankı bulmuş ve cinsel istismarla ilgili olarak komisyon kurulmuştur. CİNSEL İSTİSMAR VE TECAVÜZ SUÇLARI İLE MÜCADELE EDEBİLMEK ADINA DEVLETİN HEMEN HER KADEMESİ ÖRGÜTLENMİŞKEN ŞÜPHELİ BEYANLARI TÜM BU SÜRECİ BALTALAMAKTADIR. SÖZ KONUSU SUÇLARI ÖZENDİREN VE TEŞVİK EDEN ŞÜPHELİNİN ZİHNİYETİ ÖNÜNDE DURULMASI GEREKEN KORKUNÇ BİR ZİHNİYETTİR. Şüphelinin cinsel içerikli ve saplantılı bütün beyanları susturulmalı ve engellenmelidir.
Şüphelinin daha önceki açıklamaları sebebiyle hakkında bir çok defa suç duyurusunda bulunulmuş olup hali hazırda devam eden birden fazla soruşturma ve kovuşturma dosyası olduğu da bilgi dahilindedir. Buna rağmen şüpheli halkı kötü etkileyecek açıklamalarına devam etmekte ve hiçbir hukuki otoriteyi tanımamaktadır.
Yukarıdan beri açıklanan nedenler birlikte incelendiğinde şüphelinin TCK’nın 216. Maddesinde vücut bulan; halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunu ve TCK’nın 214. Maddesinde düzenlenen suç işlemeye tahrik suçunu işlediği sabittir. Toplumdaki huzur ve güven ortamının bozulmaması, bundan sonra işlenecek kadına şiddet vakalarının önüne geçilmesi adına şüphelinin cezalandırılması gerekmektedir.
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle, şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz

“ZAFER, ZAFER BENİMDİR DİYEBİLENİNDİR. BAŞARI İSE BAŞARACAĞIM DİYE BAŞLAYARAK SONUNDA BAŞARDIM DİYENİNDİR.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
30 Ağustos Zafer Bayramımızın 96’ncı Yıldönümü Kutlu Ve Mutlu Olsun.
19 Mayıs 1919’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasıyla başlayan zorlu istiklal mücadelesi, 26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutan Muharebesi ile nihai zaferle taçlandı. 31 Ağustos 1922’de Atatürk’ün “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” demesiyle başlayacak zafer rotası 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ve “tam bağımsız Türkiye” amacının gerçekleşmesiyle son buldu. İşte bu yüzden 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın coşkusu hiç eksik olmaz.
Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Nutuk’ta 30 Ağustos Zaferiyle ilgili olarak“Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu savaş, Türk ordusunun, Türk subay ve komutanlarının, yüksek güçlerini ve kahramanlığını tarihte bir daha
saptayan ulu bir yapıttır. Bu eser, Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu yapıtı yaratan bir milletin çocuğu, bir ordunun Başkomutanı olduğumdan, sonsuza değin mutluyum.” demektedir.
Bugünde Ulusça içinden geçtiğimiz dönem zorlu ve çetin mücadeleleri içermektedir.Emperyalizmin birliğimizi, dirliğimizi sınamaktan çekinmeyeceği, ekonomimizin dış etkilere açık hale getirildiği şu zor günlerde; siyasetin basiretsizliği ve her türlü seviyesiz, çatal diline, Ulusumuzun huzurunu bozmaya çalışacak her türlü provakasyona karşı Yüce Türk Milletinin destanlarla dolu tarihinden aldığı birikimle; dimdik ayakta duracağına olan inancımızı bir kez daha tekrarlıyor; BÜRO-İŞ olarak; bu duygu ve düşüncelerle 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlarken, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, bağımsızlık savaşımızın bütün kahramanlarını ve şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
Büro-İş Sendikası
Merkez Yönetim Kurulu

2020 bütçesinin kamu emekçilerine yansımalarını, 2020 Bütçe Kanun Teklifindeki resmi verileri baz alarak değerlendirerek önerilerde bulunduk.
Orta Vadeli Program çerçevesinde hazırlanan ve TBMM’ne sevk edilen 2020 bütçesi ile ilk kez bütçe rakamları 1 trilyonu geçerek 1 trilyon 96 milyar TL olarak belirlendi. Orta Vadeli Program, Yeni Ekonomi Programı gibi umut vaat eden söylemler ile oluşturulan bütçeler vatandaşları ve biz kamu çalışanlarını beklenti içerisine sokmaktadır. Yılardır hep aynı senaryo oynanıyor. Ancak her zaman ki gibi söylemle eylem birbirini tutmamış, eylem hep çalışanın aleyhine olmuştur.
2020 bütçesinde çalışanlar için olumlu hiçbir şey yok; aksine daha fazla zam ve vergi yükü, daha fazla çalışma, sefalet ve yoksulluk olduğunu Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan ve kurumun http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2019/10/2020_Yili_Merkezi_Yonetim_Butce_Kanunu_Teklifi_ve_Bagli_Cetveller.pdf internet sitesinde bulunan 2020 Bütçe Kanun Teklifini incelediğimizde görmekteyiz. Bu bütçe halk için değil, saray ve saraya yakın çevre için hazırlanmıştır.
Söz konusu bütçe kanun teklifinde yıllar itibariyle Gelir ve Kurumlar Vergisi tahsilat hedefleri aşağıda gösterilmiştir.

Vergi gelirleri içerisinde Gelir Vergisinin Kurumlar Vergisinin iki katı olduğu, Gelir Vergisini ödeyenlerinde büyük çoğunluğunun aylık olarak kaynakta vergisi peşin olarak kesilen asgari ücretli çalışanlar başta olmak üzere emekçi kesim olduğu anlaşılmaktadır. Bir başka anlatımla bankalar dahil Türkiye’nin en karlı şirketlerini içerisinde barındıran borsaya kayıtlı şirketlerin % 65’ hissesini elinde bulunduran yabancılar ve şirketler düşük vergi ödemektedir. Asgari ücret vergi dışı bırakılarak bu tutar ücretli çalışanlar için istisna olmalı ve vergi oranı çalışanlar için % 10’da sabitlenmelidir.

Ülkemizde emek mücadelesinin önemli dönüm noktalarından biri olan 15-16 Haziran direnişinin 48.yıldönümünü sahipleniyoruz.
İşçi sınıfının mücadelesi için 1967 yılında kurulan DİSK’ten rahatsızlık duyan sermaye, 1961 Anayasası’nın getirdiği kazanımları budamak için 1970’te, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklik yapan ve işçilerin sendika seçme ve örgütlenme özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlayan tasarıyı Meclis’ten geçirdi ve 11 Haziran 1970’te Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın onaylamasıyla da yürürlüğe girdi.
Bunun üzerine, işçiler, örgütlenme haklarının ellerinden alınmasına ve sendikaları DİSK’in kapatılmasına tepki olarak direniş başlattılar ve yaklaşık 120 bin işçi yüzlerce fabrikadan çıkarak, İzmit ve Gebze’den Kadıköy’e, Levent’ten Mecidiyeköy ve Taksim’e, Bakırköy’den Topkapı ve Edirnekapı’ya kadar yürüdüler. İşçiler bir araya gelmesin diye Galata Köprüsü açılarak geçişe kapatıldı, vapur seferleri iptal edildi.
Tüm bu gerekçelerle 15–16 Haziran 1970 tarihinde İstanbul ve Kocaeli’de, Türkiye işçi sınıfı sermayeye karşı o güne kadar görülmemiş bir mücadele yürüttü. Emek tarihimizin en önemli eylemlerinden ve kazanımlarından olan bu direniş, işçi sınıfımızın tarihinde önemli bir yere sahiptir.
AKP iktidarı döneminde çalışma yaşamında hak kayıplar artarken özelleştirme, taşeronlaştırma, güvencesiz çalıştırma şartları daha da artmıştır. Siyasi iktidar, emeği ve iş güvencesini yok sayan neoliberal politikaları hayata geçirerek işçi ve kamu emekçilerinin kazanımlarını yok etti.
Ülkemizde meydana gelen iş cinayetlerinin ve katliamlarının en önemli nedeni özelleştirmelerdir. Ulusal sanayimizin ve ekonomik bağımsızlığımızın güvencesi olan dev sanayi kuruluşlarımız neredeyse bir yıllık karlarına karşılık yerli ve yabancı sermayeye özelleştirme adı altında peşkeş çekilmiştir ve çekilmektedir.
Kamu emekçileri ve işçi sınıfı hiç bir ayrım yapmadan sendikal hak ve özgürlüklere, yapılan tüm saldırılara karşı hep birlikte direnerek, omuz omuza mücadele ederek sahip çıkabilir. Emperyalizme ve sermayeye karşı 15-16 Haziran direnişinin ruhu ile mücadele ederek, AKP’nin çıkarttığı, çıkartmaya çalıştığı anti-demokratik yasaları ve uygulamaları püskürtebiliriz.
Ülkemizde; siyasal iktidar ve sermaye işbirliğiyle emek sömürüsü yaygınlaştırılmakta, çalışma yaşamı kötüleşmekte, kayıt dışı ve çocuk işçi çalıştırma hızlanmaktadır. O gün şanlı direniş ile alınan tüm haklar bugün AKP iktidarı tarafından tek tek elimizden alınmaktadır. Emekten ve alın terinden yana olan her kesimin, emekçiye ve işçi sınıfına yönelik saldırılara karşı, direnmekten başka çaresi yoktur.
Tüm olumsuzluklara rağmen insanca yaşam, güvenceli iş, güvenceli gelecek için mücadele inancını koruyan Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş; sendikal mücadeleyi yaşatanları ve bu mücadeleyi sürdüren tüm emekçilerin 15-16 Haziran direnişinin 48.yılını selamlıyor.

Büro-İş Sendikası olarak; bağlı bulunduğumuz Türkiye’nin 3. büyük memur sendikaları konfederasyonu Birleşik Kamu-İş öncülüğünde konfederasyonumuza bağlı sendikalar ile birlikte TÜİK'in gerçeği yansıtmayan verilerle emekçi ve emeklilerin maaşlarını gasp etmesi nedeniyle, kamuoyunun dikkatini çekmek amacıyla “Yılın Emek Hırsızı Ödülü”nü TÜİK’e verdik.
Ayrıca, bu haksız uygulamaların hangi iradenin talimatıyla gerçekleştirildiğinin de açık olduğunu vurgulayarak, “Yılın Çaldıranı Ödülü”nü, ilgili talimatı veren makama iletilmek üzere TÜİK yetkililerine teslim ettik.
Konfederasyon Genel Başkanımız Sn. Orhan Yıldırım'ın açıklaması şu şekilde:
Bugün milyonlarca kamu emekçisi ile emeklisinin ve onların ailelerinin hakkı, lokması bir kez daha çalındı.
Hatırlanacağı üzere; hükümetin yanlış ekonomi politikalarında ısrarı nedeniyle içine düştüğümüz ekonomik krizin hayatlarımızdaki ağırlığı yetmezmiş gibi, kamuda 8.Toplu Sözleşme süreci de hak, emek ve ücret gaspıyla sonlandırıldı. Türkiye’nin üçüncü büyük memur konfederasyonu olarak oturduğumuz masada kamu emekçisinin haklı taleplerine kulak tıkandı, müzakere yapılmayıp müsamere sergilendi ve utanç verici ücret artışları, utanmadan müjde diye paketlenip sunuldu. Sonuç olarak kamu emekçileri, emeklileri ve aileleri de hesap edildiğinde yaklaşık 20 milyon yurttaş açlığa mahkum edildi. AKP'nin yeni Türkiyesinde “karın tokluğuna çalışmak”, bizzat devlette çalışan emekçiler için bile lüks hale getirildi. Haklarımız çalındı.
Bugün de hükümet için gerçeklerle oynama enstitüsü gibi çalışan TÜİK, bizlere bu yılın son darbesini vurdu.
Çarşıda pazarda etiketlerin günlük olarak arttığı, insanların yüzde 70'in yakınının yoksulluk sınırı altında yaşadığı bir ülkede değilmişiz gibi veriler sunan TÜİK, aralık ayı enflasyonunu yine tam da hükümetin ve sermayenin hoşuna gideceği şekilde, yüzde 0.89 olarak açıkladı.
Şimdi milyonlarca kamu emekçisi ve emeklisi bu gerçekdışı, nasıl tespit edildiği TÜİK'in kendisinden başka kimse tarafından bilinmeyen bu orana göre enflasyon farkı alacak.
Yani bizlerin, devleti işler halde tutan emekçiler ve bu uğurda ömrünü harcayan emeklilerin bir yıl boyunca daha da yoksul olmasına, bir kez daha hakkının çalınmasına en tepeden karar kılınmıştır.
Bu hırsızlıktır! Bu emek düşmanlığıdır! Bu krizi çıkaranların faturayı inatla ve utanmadan emekçiye ödetme niyetidir. Kabul etmiyoruz!
Türkiye'de kiralar son bir yılda yüzde 95 arttı, kiralar maaşların yarısını eritir hale geldi. Ülkede artık şanslı yandaş bir zümre dışında neredeyse her haneye meyve-sebze taneyle giriyor. Bundan 20 yıl önce hayvancılığının verimliliğiyle yurt dışında konuşulan ülkemizde şimdi kırmızı eti ancak zenginler tüketebiliyor. Ulaşım, ısınma gibi en temel ihtiyaçlar bile her hanede ince hesaplamalara konu oluyor. Geçim mücadelesi lafı tedavülden kalktı, artık geçim için savaş veriyoruz!
Konfederasyonumuzun Ar-Ge birimi Kamu-Ar'ın aralık ayı raporuna göre açlık sınırı 30 bin 655 liraya, yoksulluk sınırı ise 94 bin 913 liraya yükseldi. Bu ne demek? Kamu emekçilerinin ezici bir çoğunluğu yoksulluk sınırı ile açlık sınırı arasında ve alım gücü günden güne düştüğü için her geçen gün açlık sınırına biraz daha yaklaşıyor demek. Kamu emeklisine “Sen yıllarını devletine verdin, namusunla çalıştın ama şimdi en temel ihtiyaçların için çocuklarına el açmak zorunda kal, torununa harçlık bile vereme” demek. Kendi sebep oldukları enflasyonu bile doğru ölçmeyenler zaten hakkı olan ücret zammını vermedikleri kamu emekçisine şimdi enflasyon farkını da doğru ödemeyecekler, hırsızlık yapacaklar demek!
Bizlerin alım gücü günden güne düşerken birilerinin utanma ve arsızlık eşiği ters orantıyla, durmadan yükseliyor demek!
Birleşik Kamu-İş olarak altını çiziyoruz: Bu yalanları yutmuyoruz. Kamu emekçilerinin hakkını korumaya, her türlü hak gaspını ifşa edip bu hırsızlıklara karşı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz!"

Sendikamız BÜRO-İŞ; 20/08/2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un aralarında; 11. maddesiyle 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 8. sırasının değiştirilen (b) bendinde yer alan “…(ğ) bendinde…” ve “…merkez teşkilatına…” ibarelerinin ve 77. maddesiyle 27.6.1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 10. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (c) bendinde yer alan “Merkez Teşkilatlarında…” ibaresinin, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen (III) sayılı Cetvel’in (1) numaralı sırasının “Kadro Unvanı” başlıklı bölümünde yer alan “…(ğ) bendinde…” ve “…merkez teşkilatına…” ibarelerinin de bulunduğu bazı maddelerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi ile Anayasa Mahkemesi’ne açılan davaya katılma talebinde bulundu.
666 Sayılı KHK’nın 1.maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek 10. Maddede; ” Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı, Başbakanlık ve bakanlıklar ile bunların bağlı ve ilgili kuruluşları (Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile 2659 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 2 nci maddesi kapsamında bulunanlar hariç), sosyal güvenlik kurumları, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Yükseköğretim Kurulu, Üniversitelerarası Kurul ve Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının; c) Merkez teşkilatlarında; Dışişleri Meslek Memuru ve Konsolosluk ve İhtisas Memurları, özel yarışma sınavı sonucunda mesleğe yardımcı veya stajyer olarak alınıp belirli süreli yetiştirme döneminden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda müfettiş, uzman, denetçi, kontrolör, aktüer ve stenograf unvanlı kadrolara (mevzuatı uyarınca söz konusu kadrolara atananlar dâhil) atananlar ve bunların yardımcı ve stajyerleri ile iç denetçilerden ekli (III) sayılı Cetvelde yer alan unvanlı kadrolarda bulunanlardan, aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre almakta olanlara anılan Cetvellerde kadro unvanlarına karşılık gelen gösterge rakamlarının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarlarda ücret ve tazminat verilir. Bu ödemelere hak kazanılmasında ve bunların ödenmesinde aylıklara ilişkin hükümler uygulanır. Ekli (II) ve (III) sayılı Cetvellerde atandıkları kadro dereceleri esas alınarak belirlenen ücret ve tazminatlar, 657 sayılı Kanunun 45 inci maddesine göre atananlar ile haklarında aynı Kanunun 67 nci maddesi uygulananlar için kazanılmış hak aylık dereceleri dikkate alınarak ödenir. Tazminat damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz. Bu madde kapsamına giren personele; bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci maddesinin (D) bendi, 2 nci, 28 inci, ek 1 inci, ek 4 üncü ve ek 13 üncü maddeleri hariç olmak üzere diğer maddelerinde öngörülen her türlü ödemeler ile ek 9 uncu maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen mevzuat hükümlerine göre yapılan ödemeler, 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Kanunun ek 21 inci maddesinde öngörülen ödeme, 657 sayılı Kanunda ödenmesi öngörülen aylık, ek gösterge, zam ve tazminatlar ve makam tazminatı ile avukatlık vekalet ücreti ve temsil tazminatı ödenmez,” kuralına yer verilmiş; 657 sayılı Kanunun eki (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 8.sırasının (b) bendinde en az 4 yıl süreli yükseköğretim veren fakülte veya yüksekokulları bitirmiş ve birinci dereceli kadroya atanmış olmak şartıyla 152. maddenin “II-Tazminatlar” kısmının “A) Özel hizmet Tazminatı bölümünün (ğ) bendinde yer alanlardan merkez teşkilatına ait uzman ünvanlı kadrolarda bulunanlar 2000” düzenlemesine yer verilmiştir.
Danıştay Onbirinci Dairesinin 2014/364 E ve 19.11.2015 tarihli kararı ile Anayasa’nın “Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme” başlıklı 91. maddesinde, “Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez. Yetki kanunu, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir. Bakanlar Kurulunun istifası, düşürülmesi veya yasama döneminin bitmesi, belli süre için verilmiş olan yetkinin sona ermesine sebep olmaz” kuralına yer verildiği; anılan kural uyarınca, kanun hükmünde kararnamelerin öncelikle, yetki kanununa aykırı olmaması; yetki kanunu ile belirtilen çerçeve ve sınırları aşmaması gerektiği; 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 6223 sayılı Yetki Kanunu’na dayanılarak yürürlüğe konulmuş bulunduğu; 03.05.2011 tarihli ve 27923 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, 6223 sayılı “Kamu Hizmetlerinin Düzenli Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesinin Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu”nun 1. maddesinde Kanun’un amacının kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere; kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek; mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine, mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine, mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere; Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek olarak belirtildiği; görüleceği üzere 6223 sayılı Yetki Kanununun amaç, kapsam ve ilkeleri bakımından kamu personelinin mali ve sosyal haklarına ilişkin olarak Bakanlar Kuruluna doğrudan bir düzenleme yapma yetkisi vermediğinden, anılan yetki kanununa istinaden yürürlüğe konulan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine, mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesi söz konusu olmadığı sürece, personelin mali haklarına ilişkin olarak doğrudan düzenleme yapılmasının mümkün bulunmadığından bahisle; 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen ek 10. maddenin (c) fıkrasında yer alan; “Merkez teşkilatlarında” ibaresinin; 657 sayılı Kanun’a ekli (IV) sayılı makam tazminatı cetvelinin 8. sırasının (b) bendini değiştiren 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5/ç-7 maddesinde yer alan “(A)-Özel Hizmet Tazminatı bölümünün (ğ) bendinde yer alanlardan merkez teşkilatına ait uzman unvanlı kadrolarda bulunanlar” cümlesindeki “…nün (ğ) bendi…” ve “merkez teşkilatına ait” ibareleri ile ek 10 uncu maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında yer alan personelin ücret ve tazminat göstergelerinin belirlendiği (III) sayılı Cetvelin 1. sırasındaki, “A- Özel Hizmet Tazminatı bölümünün (ğ) bendinde yer alanlardan merkez teşkilatına ait uzman unvanlı kadrolarda bulunanlardan” cümlesindeki “…nün (ğ) bendi…” ve “merkez teşkilatına ait” ibarelerinin, Gelir İdaresi Başkanlığı (gelir uzmanı yönünden) açısından; 6223 sayılı Yetki Kanunu ile belirlenen çerçeve ve sınırları aşan nitelikte düzenleme olduğundan, Anayasa’ya aykırı bulunduğu gerekçeleri ile Anayasa’nın 152. maddesinin 1. fıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesi uyarınca anılan ibarelerin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiş; Anayasa Mahkemesinin 24.05.2016 tarih ve 29721 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2016/34 E, 2016/30 K ve 05.05.2016 tarihli kararı ile 7.6.1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 11.10.2011 tarihli ve 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle eklenen Ek 10. maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “Merkez teşkilatlarında;…” ibaresinin “uzman” yönünden, (III) sayılı Ücret ve Tazminat Gösterge Cetveli’nin (1) numaralı sırasında yer alan; “…nün (ğ) bendi…” ibaresinin “gelir uzmanı” yönünden, “…nün (ğ) bendi…” ibaresinden sonra gelen “…merkez teşkilatına ait…” ibaresinin, 14.7.1965 tarihi ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin (8) numaralı sırasının 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesiyle değiştirilen (b) bendinde yer alan; “…nün (ğ) bendi…” ibaresinin “gelir uzmanı” yönünden, “…merkez teşkilatına ait…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptaline; kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak 1 yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yine Anayasa Mahkemesinin 12.04.2017 tarihli, 2017/104 E, 2017/89 K sayılı kararı ile de 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 666 sayılı KHK eklenen ek 10. maddenin birinci fıkrasının, 20/08/2016 tarih ve 6745 sayılı Kanunla değişiklik yapılmadan önce yürürlükte bulunan (c) bendinde yer alan “uzman” ibaresinin iptaline, yine 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 666 sayılı KHK eklenen (III) sayılı Ücret ve Tazminat Gösterge Cetveli’nin, 20/08/2016 tarih ve 6745 sayılı Kanunla değişiklik yapılmadan önce yürürlükte bulunan (1) numaralı sırasında yer alan “…657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 152 nci maddesinin “II- Tazminatlar’’ kısmının “A- Özel Hizmet Tazminatı’’ bölümünün (ğ) bendinde yer alanlardan merkez teşkilatına ait uzman unvanlı… ” ibaresinin “Hazine Uzmanları” yönünden, sözkonusu düzenlemelerin 666 sayılı KHK’nun dayandığı Yetki Kanunu kapsamında yapılabilecek düzenlemeler olamayacağı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.
Yine Anayasa Mahkemesi; 26 Temmuz 2017 tarihli ve E:2017/141, K:2017/123 sayılı kararı ile Ankara 5. İdare Mahkemesince görülen bir uyuşmazlıkta ileri sürülen Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görerek, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 666 sayılı KHK’nun 1. maddesiyle eklenen; Ek 10. maddenin birinci fıkrasının, 6745 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesinde yürürlükte bulunan (c) bendinde yer alan “…müfettiş,…” ibaresi ile (III) sayılı Ücret ve Tazminat Gösterge Cetveli’nin, 6745 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesinde yürürlükte bulunan (1) numaralı sırasında yer alan “…müfettiş,…” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine söz konusu ibarelerin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesinin 24.05.2016 tarih ve 29721 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2016/34 E, 2016/30 K ve 05.05.2016 tarihli kararı sonrasında, 20.08.2016 tarih ve 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararına rağmen 666 sayılı KHK ile getirilen aynı mahiyetteki düzenlemeler 11 ve 77. Maddelerde düzenlenmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 11. Maddesi ile 657 sayılı Kanuna ekli (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 8. sırasının (b) bendi ““b) En az dört yıl süreli yükseköğrenim veren fakülte veya yüksekokulları bitirmiş ve birinci dereceli kadroya atanmış olmak kaydıyla, 152 nci maddenin “II- Tazminatlar” kısmının “A- Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (ğ) bendinde yer alanlardan merkez teşkilatına ait uzman unvanlı kadrolarda bulunanlar 2.000” şeklinde değiştirilmiş; 77. Maddesi ile de 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve aynı ek madde ile söz konusu Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen (III) sayılı Cetvelin (1) numaralı sırası değiştirilmiştir.
Bilindiği üzere; 20.08.2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un aralarında; 11. maddesiyle 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 8. sırasının değiştirilen (b) bendinde yer alan “…(ğ) bendinde…” ve “…merkez teşkilatına…” ibarelerinin ve 77. maddesiyle 27.6.1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 10. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (c) bendinde yer alan “Merkez Teşkilatlarında…” ibaresinin, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen (III) sayılı Cetvel’in (1) numaralı sırasının “Kadro Unvanı” başlıklı bölümünde yer alan “…(ğ) bendinde…” ve “…merkez teşkilatına…” ibarelerinin de bulunduğu bazı maddelerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi ile Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Engin ALTAY, Ankara Milletvekili Levent GÖK, Manisa Milletvekili Özgür ÖZEL ile birlikte 123 milletvekili tarafından Anayasa Mahkemesi nezdinde dava açılmıştır.
Yine bilindiği üzere 666 sayılı KHK yürürlüğe girmeden önce Gelir İdaresinin Merkez teşkilatı kadrosu olan Devlet Gelir Uzmanı ile taşra uzman kadrosu olan Gelir Uzmanları aynı ek göstergelere (2200’e) sahipti. Şu anda Devlet Gelir Uzmanının ek göstergesi 3600, Gelir Uzmanının ise ek göstergesi 2200 olarak düzenlenmiştir.
Bu durum kamuoyunda eşit işe eşit ücret olarak lanse edilen 666 sayılı KHK’nun Anayasal eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi davaya konu kanun hükümlerinin de aynı şekilde Anayasal eşitlik ilkesine aykırılığı sonucunu doğurmaktadır.
Aynı şekilde; daha önce Gelir Uzmanlığından Devlet Gelir Uzmanlığına geçiş yönetmelikte yer almasına rağmen; 6223 sayılı yetki kanunundan sonra 666 KHK yürürlüğe girmeden önce bu geçiş 09.09.2011 tarih ve 28049 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Gelir İdaresi Başkanlığı Gelir Uzmanlığı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 10. Maddesi ile kaldırılmıştır.
Kamuoyuna eşit işe eşit ücret olarak lanse edilen 666 sayılı KHK ile 657 sayılı Kanunun 36/A–11 maddesinde sayılan 85’e yakın farklı Bakanlık ve Kurumlarda çalışmakta olan uzman, müfettiş denetmen gibi kariyer unvanların ücret ve özlük haklarını yeniden düzenleyerek aynı hizmet sınıfında, aynı veya benzeri kadrolarda çalışan personel arasındaki ek ödemelerden kaynaklanan ücret dengesizliklerini ortadan kaldırılarak, kurumlar arası geçişi özendiren, verimsizliğe neden olan ve çalışma barışını bozan ücret farklılıklarını gidererek kamuda daha etkin ve verimli çalışmanın önünün açılması hedeflenmiştir.
Ancak Gelir Uzmanları, Defterdarlık Uzmanları, Vergi İstihbarat Uzmanları, Mali Hizmetler Uzmanları, Sosyal Güvenlik Denetmenleri, Gümrük ve Ticaret Denetmenleri, Ürün Denetmenleri gibi sayıları 40.000 civarında bulunan 10’a yakın kariyer uzman ve denetmenin 666 sayılı KHK kapsamı dışında bırakılması ile bu hedeften uzaklaşılarak eşitsizliğe neden olunmuştur. 666 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği tarihten beri bu eşitsizlik devam etmektedir.
Sözkonusu KHK ile mevcut uzmanlar arasında görev tanımı, sorumluluk, göreve alınma, bilgi, beceri vb. konularında herhangi bir değişiklik yapılmazken merkez-taşra uygulaması ile bir ayrım yapılarak ücret dengeleri değiştirilmiş ve birtakım farklılaştırmalar yapılmıştır.
666 sayılı KHK’da yapılan “Merkez-Taşra uzmanı ayrımı” ile ilgili düzenlemenin Anayasaya aykırılığı ileri sürülerek iptali istemiyle açılan davada, 24 Mayıs 2016 Tarihli ve 29721 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesinin 5/5/2016 Tarihli ve E: 2016/34, K: 2016/30 Sayılı Kararı ile “Yapılan düzenleme Yetki Kanunu kapsamında bulunmaması” gerekçesiyle Anayasanın 91 nci maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesince iptal edilen merkez-taşra ayrımına yönelik hükümler, bu kez, aynen 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 11 inci ve 77. maddeleri ile yasalaştırılarak yürürlüğe girmiştir. 666 sayılı KHK ile düzenlenen ve iptal edilen kariyer uzmanlar arasındaki eşitsizlik durumu 6745 sayılı Kanun ile aynen devam ettirilmektedir.
Kariyer Uzmanlarının maaşlarında merkez ile taşra arasında aylık 2.000,00 TL’den fazla bir fark bulunmakta ve emeklilikte de bu eşitsiz durum aynen devam etmektedir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararının ardından da sözkonusu eşitsizliği yaratan hükümler aynen 6745 sayılı Kanunun 11 ve 77. Maddeleri ile yasalaştırılmıştır.
Sözkonusu kadroların görev, yetki ve sorumlulukları ile ihdasında, mesleğe alınma ve görevlerine dair mevzuat hükümlerinde merkezde ya da taşrada görev yapmaları nedeniyle herhangi bir farklılık bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle sendikamız BÜRO-İŞ; emekten ve alınterinden aldığı güçle, kamu emekçilerinin ortak hak ve taleplerini savunmak, Anayasanın eşitlik ilkesi çerçevesinde kamuda ücret adaletsizliği ve eşitsizliğine karşı haklı emek mücadelesinde Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştur.
Sendikamız BÜRO-İŞ, hakkı ve hukuku savunmaya ve kamu emekçilerinin haklı mücadelesinde en ön safta yer almaya devam edecektir.

4 Aralık Dünya Madenciler Günü

Yargı Reformu Stratejisi Basın Bildirisi 07.06.2019

Yemek Ücretlerine Yapılan Zamları Protesto Ettik.

Devlet Memurları Disiplin Kurulları Ve Disiplin Soruşturmaları

Büro-iş Sendikamızdan Bir Hukuk Zaferi Daha.

2025 Yılı Mali Tablolarımız

2 Gün İş Bırakıyoruz

Çürük Raporu Bulunan Vergi Dairelerinde Hizmet Verilmesini Protesto Ettik.

Sgk Çalışanları İçin Hazırladığımız Kanun Teklifini Teslim Ettik.

Emperyalist Narkozun Etkisinden Uyanamayanlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Değerleriyle Oynayamazlar.

Adana Şube 1. Olağan Genel Kurul İlanı

Tüik, Yalan Söylemeye Devam Ediyor!

Büro-iş, 4/c Mağduriyetini Yargıya Taşıdı

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramını Samsun’da Kutladık

Halkı, Kadına Şiddeti Teşvik Eden, Cinsel İstismar Ve Tecavüze Özendiren Zihniyete Karşı Suç Duyurusunda Bulunduk

30 Ağustos Zafer Bayramımızın 96’ncı Yıldönümü Kutlu Ve Mutlu Olsun.

2020 Yılı Bütçesi Hakkında Basın Açıklamamız.

Büyük İşçi Direnişi 15-16 Haziran’ı Yaratanları Unutmadık

Yılın Hırsızı Tüik, Yılın Kaybedeni Emekçiler!

Taşra-merkez Adaletsizliğini Anayasa Mahkemesine Taşıdık
Başkan'dan

Alay HAMZAÇEBİ
Cumhuriyetimizin temel değerlerini ve vatanımızın bütünlüğünü esas alan bir mücadeleyi büyütmek için yola çıktık. Kurulduğumuz günden bu yana, kamu emekçilerinin hak ve kazanımlarını korumak, geliştirmek ve daha adil bir çalışma yaşamı inşa etmek için kararlılıkla çalışıyoruz.
01
27 Nisan 2026
Bursa Şubesi 3. Olağan Genel Kurul Duyurusu
Büro İş Bursa Şubesi 3. Olağan Genel Kurulu 02 Mart 2019 tarihinde saat 10:00’da Aktarhüssam Mah. 1.Değirmen Sok. Gökçen Kovancıgil İşhanı Kat:2 Osmangazi/BURSA adresinde Eğitim İş Bursa Şubesinde aşağıdaki gündemle delegelerin katılımı ile yapılacaktır. İlk toplantıda çoğunluk sağlanamadığı takdirde ikinci toplantı 09 Mart 2019 tarihinde aynı adreste saat 11.00’de çoğunluk aranmaksızın yapılacaktır. GÜNDEM : 1- Yoklama ve açılış. 2- Saygı Duruşu, İstiklal Marşı 3- Açılış Konuşması. 4- Konukların Tanıtımı 5- Yönetim Kurulu Faaliyet raporunun sunulması. 6- Mali raporun Sunulması. 7- Denetleme Kurulu Raporunun sunulması 8- Yönetim,Denetim ve Mali raporun ayrı ayrı oylanması. 9- Adayların tespiti ve tanıtım konuşmaları. 10- Dilek ve öneriler. 11- Seçim ve kapanış.
02
27 Nisan 2026
Başın Sağolsun Türkiyem
Suriye’nin Azez Bölgesi ve Hakkari’den gelen acı haberle yüreğimiz yandı. 4 kahraman askerimiz, hain terör örgütüyle çıkan çatışmalarda şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır ve yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Aziz Milletimizin başı sağolsun. Haydar ŞAHİNDOKUYUCU BÜRO-İŞ Genel Başkanı
03
27 Nisan 2026
Merasim Sokak Şehitlerimizi Andık. Unutmadık Unutturmayacağız !
Bu gün 17 Şubat 2019. Bundan tam üç yıl önce yaşanan menfur terör saldırısı sonrası 29 vatandaşımız hayatını kaybederken 77 vatandaşımız yaralandı. Acılı ailelere başsağlığı ve sabır dilerken, şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Geriye dönüp baktığımızda 2016 yılında bir terör dalgasına maruz kalan Yurdumuz da, Kızılay’dan tutunda, Beşiktaş’da ki polis noktasına, Kayseri’ de çarşı iznine çıkan askerlerimize dönük adlarını sayamadığımız pek çok terör saldırılarının asıl hedefinin 15 Temmuz Fetöcü hain darbe kalkışmasına zemin hazırlamak olduğu aşikardır. Yargılama sürecinde Pkk/Pyd terör örgütü lider kadroları dahil olmak üzere saldırıda yer alan, yardım ve yataklık suçu işleyenlere ağırlaştırılmış 30’ar kez müebbet hapis cezası verilmesi yeterli değildir. Bağrımızda tüten acıyı dindirecek olan Ankara’nın göbeğine bu bombalı aracın getirilmesine, eylemin gerçekleştirilmesine seyirci kalan, dolaylı ya da direk destek olan kamu görevlilerinin Fetö bağlantılarının araştırılarak hukuken cezalandırılmasıdır. Yapılan her eksik soruşturmanın Ahim’de tazminat olup terör yardakçılarının cebini doldurduğu gerçeğini unutmamalıyız. Adları farklı farklı olsa da, birbirinden bağımsız gibi dursa da ağababaları aynı olan, kuklalar değişse de kuklacının değişmediği bir gerçektir. Biz burada sadece bu gün şehitlerimizi anmıyoruz kuklacıya da, onun yerli işbirlikçilerine de bir mesaj geçiyoruz.Evet adına Vatan dediğimiz bu coğrafyanın da bir kanunu vardır. O kanun bundan tam 95 yıl önce Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde yedi düvele milletimizce yazıldı. “Yüce Türk Milleti bitti demeden bu kavga bitmez.Bu coğrafya da Mustafa Kemal’ler yenilmez. “Buradan Türkiye cumhuriyeti kuruldu kurulalı canlarını ve kanlarını bu ulusun bekası için akıtmaktan geri durmayan,tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor;aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz . Haydar ŞAHİNDOKUYUCU BÜRO-İŞ Genel Başkanı
04
27 Nisan 2026
Başımız Sağolsun
Bu sabah ömrünü mücadeleye adamış, bir emek örgütü önderinin, bir sendika genel başkanının silahlı saldırı sonucu öldürüldüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Lastik-İş Genel Başkanı Abdullah KARACAN maalesef toplumumuzda giderek artan şiddetin son kurbanı olmuştur. Bugün gerçekleşen menfur saldırı sonrası 58 yaşında aramızdan ayrılan Sayın Karacan’a Allahtan rahmet dilerken; başta Ailesi, sevenleri,Lastik-İş ve Disk camiası olmak üzere; tüm lastik emekçilerine başsağlığı diliyoruz. BÜRO-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU
05
27 Nisan 2026
Genel Kurullar İle İlgili Duyuru
Büro-İş Merkez Yönetim Kurulu’nun 24.11.2018 tarih ve 255 sayılı kararıyla 5. Olağan Genel Kurulumuzun Mayıs 2019 ayında yapılması öngörülmektedir. Bu çerçevede Tüzüğümüzün 33. Maddesine göre 15 Aralık 2018 tarihli üye aidatı kesinti listeleri dikkate alınarak 15 Ocak 2019 tarihine kadar şube delege seçimlerinin, 28 Şubat 2019 tarihine kadar da şube genel kurullarının tamamlanması gerekmektedir. İlgililere duyrulur.










